Aralık ayı gelince, çoğumuzu alır bir telaş. Geçmiş yılın bir değerlendirmesi yapılır kabaca. Yeni yılda, yeni bir sayfa açma umudu vardır. Pazartesi başlanan rejimler gibi, Ocak ayı gelirken de, ”artık herşey çok başka olacak” havasına gireriz. Ne başka olacak? Bu kafayla, aynı tas aynı hamam, döner durur kervan. Aslında bir şeyleri değiştireceğiz diye uğraşıp didinirken, ne mesaj veriyoruz evrene? Ne kendimizden, ne etrafımızdan memnun olmadığımız mesajını.

Bugün ilk defa, Oprah dergisini aldım. Kapağında, Oprah’nın 2005 ve 2009′a yaklaştığımız bugünlerde çekilmiş iki resmi yan yana duruyor. 2005 yılında çekilen resimde Oprah, göbeği açıkta bırakan çok şık bir spor kıyafetiyle görülüyor. İncecik, sağlıklı. Günümüzdeki resme gelince, üzerinde yine şık olmasına şık bir spor kıyafeti var Oprah’nın. Ama, epeyce kilo almış olduğu görülüyor. Özellikle iki resim yan yana olunca bariz belli. Resimlerin üzerinde, Oprah’nın ağzından şöyle bir yazı var, ”bunun bir kere daha başıma gelmesine nasıl izin verdim?”.

Oprah Winfrey, ABD’nin en çok kazanan talk şovcusu. ”Ben şu kitabı çok sevdim” diyor, o kitap hemen en çok satanlar listesinin başına oturuyor. Çok sempatik. Hatalarıyla, sevaplarıyla öylece karşınızda. Kendi hayatını da bir çok yönüyle olduğu gibi paylaşma cesareti gösterdiği için de, seyircisiyle iletişim kurabiliyor. Kaç kişi var Amerika’da, dergi kapağına bugünkü şişko resmini koymaya gönüllü olacak? Üstelik Oprah, defalarca kilo alıp vermiş birisi. Hangi haliyle karşınıza çıkacağı belli değil. Sürekli değişiyor. Dergideki yazıda Oprah, her daim ince ve parıltılı ve genç kalabilmeyi başarmış Tina Turner ve Cher ile yaptığı röportajı anlatıyor. Şöyle diyor Oprah, ”Tina Turner ve Cher arasında dururken, kendimi şişko bir inek gibi hissettim. Kaybolmak istedim. Röportaj yaparken, şöyle düşünüyordum: Burada gerçek yaşlı kadın kim? Benim. Onlar sadece ışıldamakla kalmıyor parlıyorlar”.

Ne yalan söyleyeyim, o kadar işe yaramaz programları izleyen ben, Oprah’nın programından sıkılırım. Hanım teyzelerin stüdyoda oturup, ”onu okuyun, bunu yüzünüze sürün, şu egzersizi yapın” konuşmaları biraz baygınlık verici geliyor bana. O yüzden, markette kasada beklerken, kapağını ilginç bulduğum için alıp okuduğum dergi beni şaşırttı. Hiç fena bir dergi çıkmadı. İçinde bir çok okunacak, kaliteli yazı buldum.

Oprah’nın kendini içinde bulduğu durum, çok insani. Tabii büyük bir sanayii de var burada. Oprah’nın zayıflamak için yaptığı diyetler, diyet içecekler, onu zayıflatmaya çalışan Bob Green gibi vücut geliştirme uzmanları, kitaplar, reklam gelirleri sözkonusu. Hangi kitabı okuyacağına, kime oy vereceğine, hangi yüz kremini kullanacağına Oprah’nın liderliğinde karar verenler, onun nasıl zayıflayacağını da takip edecek.

Çok küçüklükten beri, ”planlı olalım, disiplinli olalım” diyen öğretmenlerimin sözünü dinleyen ve her yıl, yeni yılda nasıl bir Deniz olmak istediğim üzerinde, önemli bir proje üzerinde çalışır gibi çalışan ben, bir süredir bu alışkanlığımı bıraktım. Küçücük bir kızken saçımı taa tepeden at kuyruğu yapardım, böyle planlar projeler hazırlığına girişmeden. Niye? Hani ”Kara Murat” filmlerini bilirsiniz. Siyah-beyaz dönemden. Kartal Tibet, Kara Murat’ı oynardı. Pek de bir yakışıklıydı. (Ama ben Ediz Hun’a aşıktım, o ayrı.) Sokakta oyun oynarken herkes Kara Murat olmak ister, ben Camoka! Camoka kötü adam tabii. Alnı açık ama, tam tepeden uzun saçlarını at kuyruğu yapıyor, at üstünde giderken o saçlar bir sağa bir sola sallanıyor. İlkokul ikinci sınıfta çok başarısız bir çete kurma deneyimim olmuştu, biraz Kara Murat’tan, biraz da ”Gizli Yediler” kitaplarından özenti. Tuğba, Halide, ben başrollerdeydik tabii ama başka bir kaç kız daha vardı sınıftan. İsmimiz de olmalıydı. Benim önerdiğim ismi açıklıyorum: ”Kara Kelebekler!”. Öbür kızlar tutmadı tabii. ”Ya kara olmasın beyaz olsun” buyurdular. Ben de, adı Beyaz Kelebekler olan bir ”gizli” kuruluşa katılmayı hiç mi hiç uygun bulmadım. Toptan keyfim kaçtı. Zaten beş dakika sonra herkes unuttu.

Neyse ben böyle projelerimin üstüne giderken, saçlarımı tepeden toplayıp Camoka oluyordum. Camoka şöyle şöyle yeni yıl planları yapıyordu o zamanlar, ”derslerime daha çok çalışcam, Özgür’ün kafasına vurmiycam, onu da oyunlarda oynatıcam, bütün derslerim beş olacak, paramı boşa harcamayacağım, tutumlu olacağım, anneme evde yardım edeceğim, tenisçi olacağım vs”. Bu planlara her yıl, hayatımdaki gelişmelere göre bir şeyler eklendi: Nasıl daha iyi bir basketbolcu olunur, şu kadar kilo ne kadar zamanda verilir, üniversite sınavına nasıl hazırlanılır, 30 yaşına gelmeden yapılması gerekenler.

En zoru, listenin uygulamasıdır. Camoka’nın saçlar bile işe yaramaz. Acaba at eksik de ondan mı? Daha Ocak bitmeden, liste hasır altı edilir. Koca bir yıl vardır, bunları yapmak için. Yıl sonu gelince de, bir önceki yıl yapılamayanlara, yeni umut ve istekler de eklenerek yeni ve daha uzun bir liste elde edilir. İşte böyle böyle bugüne geldik. Bugün, telefonda bir arkadaşım dedi ki, ”abi sen her zaman tuttuğunu koparan bir kız olmuşsundur”. Bu laf kulağıma yabancı gelmiyor. Daha önce başka bir arkadaşımdan da duymuştum, benimle ilgili benzer bir yorum. ”Kafasına koyduğunu yapar”. Böyle bir imajımın olması güzel. İyi de ben içimde hiç öyle hissetmiyorum. Belki de gözüm hep, yapmayı tasarlayıp da gerçekleştiremediğim maddelere takılı kaldığı için. Belki, ”bu yıl da şunu şunu başardım, aferim bana” demeyi esirgediğim için.

İşte bu davranış kalıbı bizim başımızı belaya sokuyor. O zaman hep, aklımız gelecekte bir yerlere takılı kalıyor, iyisiyle kötüsüyle bugünü kaçırıyoruz. Hep bir sabırsızlık. Şu da olsun, bu da geçsin, pazartesi gelsin, yeni yıl geçsin de…O hedeflediğimiz yerlere geliyoruz, yüzümüzde bir anlık gülümseme, sonra o da geçip gidiyor. Peki ne için bu kadar endişe, çaba?

Geçenlerde okuduğum bir yazıda, yeni bir yaklaşım öneriliyordu. Diyor ki, ”bir kere de kendini olduğun gibi kabul et, değişmeye çalışma”. Bilmem deneyecek miyim? Acaba Camoka’yı bir süre rafa kaldırabilecek miyim? Yeni planlar, yeni projeler, bu sene öğrenilecek şeyler diye vakit kaybetmek yerine sakin sakin yerimde oturup huzur duyabilecek miyim? Yapabilir miyim hiç bilmiyorum.

Bu yıl, yeni yıl planı yapmıyorum. No new year resolutions! Buyur bakalım 2009. Oprah gibi, Amerikan başkanlık seçiminde kimi tercih ettiği önem taşıyan, başarılı, güçlü bir kadın bile kendisini ”şişko inek” gibi görüyor, kendisini değiştirmeye çalışıyorsa, belki de yanlış olan ”daha iyi” olmaya yönelik tutumumuz. Belki de hayatta her şey olması gerektiği gibi. Niye kabul edemiyoruz, öyle olduğu gibi?

Daha bir şeyler yazacaktım ama uykum geldi. Saat geç olmuş. Zaten Daniel bayram yazım üzerine, ”amma uzun yazmışsın. Bu kadar uzun yazıyı kimsenin sonuna kadar okuduğunu zannetmiyorum” diye bir yorumda bulundu. O yüzden ben kaçıyorum. Hadi eyvallah.



This entry was posted on 3:16 AM and is filed under . You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.